27 Mart 2013 Çarşamba

             Çocukluğumun geçtiği balkonda, çocukluğumun pembe hayallere daldığı manzarada, derdimizin sadece annemizin bir saat daha dışarıda kalmamıza izin verdiği günleri hatırlamak, eski şarkılarda..


             Büyümek hepimizi ele geçirmiş parmaklıklar ardına saklamış mapushane sanki.. Büyümenin marifet olduğunu sandığımız günleri hatırlıyorum da..Annemizin elbiselerini giyip, rujlarını sürerdik beceriksizce. Sonra aynada gördüğümüz o komik görüntü hoşumuza gider, 'evet büyüdüm ben' der gezinirdik evin içinde. Babamızın o güven dolu kucağında, aldığımız pekiyi'nin gururu ile 'aslan kızım, büyümüşte beni gururlandırıyor' sözleri ile cılız kollarımızı kabartırdık. Herkese yetecek kadar koca bir kalbimiz, koca bir sevgimiz vardı tertemiz..


                Küçük kız; hep çocuk kalacaktık, büyümeyecektik hiç. Büyüdük de ne oldu bak? Biz seninle iyiydik o zamanlarda, severdik herkes, her şey kadar birbirimizi...

28 Şubat 2013 Perşembe

Henüz yaşanmamış olan aşkların acemisiyiz
Yollarımızı şaşırabiliriz,
Karşılıksız aşk acıları çekebilir,
Yanlış bir hayatı da seçebiliriz.
Biz yeniyiz..!
Yenilir, yenilir
Tekrar deneriz.
Yenilgimiz, yeni bir başlangıçtır bizim için..

3 Aralık 2011 Cumartesi

BENCİLİZ BİZ.....

               Her insan bencildir aslında. Bunu yazmama rağmen ben bile. Hayatta önceliğimizi hep bizizdir. Kendimiz... Her şeyde önce biz gelir. İnsanların önce bizi anlamasını bekleriz. Sonra sıra onları anlamaya gelir. Ama önce biz. Hep ''ben...'' diye başlayan cümleler kurarız. '' ben böyleyim, ben şöyleyim, beni anlamıyorsun, bana bunu yapıyorsun, ben böyle düşünüyorum.'' Hep ben, ben, ben.... Az önce bile bir konuşma da ben dedim. Benim için önemli. Peki sen? Ya senin duyguların, beklentilerin, önemlerin? Niye insanlar bu kadar bencil olmak zorunda? Doğanın bir kuralı mı bu? Ya da insan olmanın?

               Benciliz biz fazlaca... Ama bencil olmadan da olmuyor, yapamıyoruz galiba genlerimizde yok. İnsanların bizi anlamasını bekliyoruz, bize değer vermelerini, dinlemelerini... Sevdiğimiz insanların ne olursa olsun yanımızda olmasını istiyoruz; neden, sebep aramadan. Kendi düşlerimizin gerçek olmasını bekliyoruz. Kendi dünyamızı kendimiz yönetmek. Ama kendi istediğimiz kurallarla. Bu da hep mutluluk maddeleri olması lazım ki başaramıyoruz. Sanıyoruz ki, karşımızdaki insanlar bizi anlarlarsa tüm sorunlar çözülür. Mümkün mü bu?
   
            Bu hayatta hiç bir şey tek kişilik değildir. Dostluklar, arkadaşlıklar en az bir kişiye daha ihtiyaç duyar. Tek kişilik aşk ya da evlilik olur mu hiç? Paylaşımlar, acılar, mutluluklar tek değildir. Bazen huzuru bile tek başına bulamazsın. Her ilişki de en az bir insana ihtiyacın varken;neden tek başınaymışız gibi hareket ediyoruz? Neden her insan ''ben'' derken, ''sende'' diyemiyor?

              Sanırım bunu başarabilenler, her şeyde istediklerini alabilmenin hazzını da tada bilenlerdir. Bu aralar başarmayı dilediğim, üzerine hesaplar yaptığım konu bu. Şu an pek başarılı olduğum söylenemez ama en azından, yol aramak da beni bir yerlere götürür................................................

16 Eylül 2011 Cuma

UMUDUNUN TÜKENDİĞİ YERDE, UMUDUM UMUDUN OLSUN.... !!

         Hayat acımasız.. Kalpsiz... Tek uğraşı, tek eğlencesi ; insanları dertler ile boğmak, çıkmaz sokaklara sokmak,sövmek, sövdürmek, isyan ettirmek, ağlatmak, kalp kırmak, can acıtmak...

        Bazen direk kendi yaşatır bunları size, bazen de bir insanı, bir nesneyi kullanır. Siz sanırsınız ki ''o'' beni bu hallere düşürdü. Oysa hayatın elinde ki piyondur sadece. Kendini küçük bir çocuk gibi gizleyip, hedef şaşırtır. Saklambaç oynamak kadar basittir kurgusu üstelik. Anlamazsınız, anlayamazsınız... Siz ''o''na yanarsınız, hayat ise  bunun keyfini yaşar.. Siz ''o''na söversiniz, isyan edersiniz, hayat ise bundan beslenip, tatlı tatlı son parçalarınızı yudumlar..
 
        Sıkıntılar, dertler, tasalar bitmez bu yüzden hayatınızda. Hep bir şeylerin savaşını verirsiniz, savrulup durursunuz oradan oraya.. Sonra bir bakarsınız yolunuzu kaybetmişsiniz.Korkarsınız, kurtulmak istersiniz önce.Sonra; nerede olduğunuzu bilmeden, kendinizi akışına bırakırsınız bir anda... Dertler bir ile kalmaz ki ! Geldi mi hepsi üst üste gelir.Yığılır dağ olur üzerinizde. Birini halletmeye çabalarsınız gene  de, tam bu sorunda çözüldü derken, hop bir bakmışsınız üç beş tane daha dert, tasa yollamış... İzin vermez nefes almanıza, hep boğmak, boğmaktır niyeti. Siz kendinize isyan etmeye başlarsınız bu sıralarda. Karabatak gibi keşkeleriniz olur, hatta bazen lanetler edersiniz aldığınız nefeslere...Kendinizi kapatırsınız dış dünyaya. Ne arkadaş, ne sevgili, ne dost,ne akraba dokunamaz kalbinize. İzin vermezsiniz, o ruh haliniz izin veremez. Tam gülecek bir şey bulduğunuzda, tam da huzurluyum dediğiniz o kısa zaman dilimlerinde, hepsini size bir bir hatırlatmaktan geri kalmaz. Boğazınızda düğüm düğüm kalan mutlulukla dönersiniz o dipsiz karanlıklara...

     Ama  her sabah doğan güneş, bir gün mutlaka sizin içinde doğacaktır, unutmayın..!! Dünya hali bu. Bir gün mutlaka son bulacaktır sorunlar, bulmak zorunda. Mutlulukların kalıcı olmadığı gibi, acıların, sıkıntıların da kalıcılığı yoktur. Bir gün bitecek hepsi, buna gönülden inanmaktan vazgeçmeyin. Hayat bir sınav hepimiz için der ünlü bir şair. Doğru da der. Sınanıyoruz, sadece bu ! Bu yüzden bu hallerdeyiz.. Herkes kendince sınanır. Biri yalanıyla, biri parasıyla, biri sevgisiyle, biri hayatıyla, bazıları da hepsiyle.. Biliyorum çok zor, gerçekten zor.. Hayatı yenmek zor çünkü.. Onun oyunlarına aldırmadan, ya da en az hasarla yola devam etmek, edebilmek çok zor.. Bizler kendi dertlerimizi odak merkezimize koyarız, sevgilerimizi, aşklarımızı koyduğumuz yerin yakınlarına. Sanırız ki tek ben bu haldeyim, sanırız ki bu hallerden kurtulamayacak tek kişi benim.. Öyle değil işte. Bunu kendimizin öğrenmesi zor olduğundan, çevremizdeki insanların hatırlatmasına ara da bir izin vermek gerekir. Dertlerimizin yakınlarında taht kurmuş insanlar bu yüzden vardır, bu yüzden dertlerimiz onların yakınlarında bir yerlerde beslenir. Bazen bu savaşı içinde ki keder kazanır, bazen de yakınındaki sevgiler..

    Sen sadece umuduna izin ver, aksın kalbine, sevgilerine, sevdiklerine izin ver doğsun kalbine...


     

 
     kaç gündür çektiğim işkencenin haddi hesabı yok !!... yeni bir eve taşınmak ne kadar zormuş arkadaş ! önce temizlik faslı, ki en beteri. bizden önce o evde oturan erkek öğrencilere çoook pis sövdüm bol bol. o mutfakta ki o yağ lekelerini bir kez temizlemeyi hiç düşünmediniz mi ? hadi onu geçtim. ocak bir başta buz dolabı bir uçta. oradan oraya nasıl o yağları sıçratmayı başardınız ?? ikinci berbat aşama simsiyah olmuş halıfileks düşünün.haydeee kollara kuvvet. sil babam sil. sonunda bir baktık bizim halılar aslında açık kahveymiş. tabi evde bayram sevinci.. 
   işin zor kısmını atlattık derken hoop eşyaları taşıma faslı geldi. in, çık, kaldır, indir... belim koptu, kolumda, bacağımda derman falan kalmadı. bel fıtığı olursam sırf bu yüzdendir. valiz üstüne valiz.. her gün dolabın karşısına geçip, '' ama giyeceğim hiç bir şeyim yok! '' diye söylenen ben, o valizleri hazırlarken, bir de kendime sövdüm sövüştürdüm. ohh iyi yapmışım.. sonra onları yeni evdeki dolabına yerleştir, yeniden düzen kur falan.. off anlatırken ruhum sıkıldı !!... düşünün bir de yaşadığınızı. yazık bana !!


    gelelim sonuca. son eşyalar yüklendi. sabaha yolcuyum. yarını da az hasarla atlattık mı, oh evim evim güzel evim diye kurulacağım bir köşeye. bulaşıkmış, temizlikmiş beklesin işi ne! günlerce uğraşmanın sonunda bol bol dedikodu, kahveler beni bekler.. ohh hayali bile güzel. bir an önce o işkence dolu saatleri es geçelim, keyif dolu anlaraa koşalım  :)

17 Ağustos 2011 Çarşamba

Başlangıçlarda, yitirmeler de zordur benim için !!

            Her şeyin başlangıçları zordur. Arkadaşlıkların, aşkların..'' Nasıl yani? '' diyeceksiniz biliyorum. Oysa herkese toz pembe gelir o anlar.. Yeni tanıdığın arkadaşınla saatlerce uzayan sohbetler, kahkahalar, hayatını en ince detayına kadar anlatma arzusu, dünyanda yaşanan en ufak ayrıntıyı anında ona yetiştirmeler, çaylar, kahveler,uykusuz geceler.. Sevgiliyle yaşanan romantik anlar, incelikler,iltifatlar, buram buram hava da kokan aşk, kalplerde ritim bozuklukları.. Bakınca her şey şeker tadında, nesi zor ki? Zor ama gerçekten zor.. Sen farkında olmadan geçtiğin bir sürü sınav var, ya da sınıfta kaldığın.. Artıların, eksilerin yazılmaya başladığı kağıtlar var kalplerde. Kolay mı öyle, insanın içine birini sokması, CANIM diyebilmesi, hayatında sana da yer verebilmesi?

             O yer bir kez kazanılmaya görsün ama! Odak merkezinde o insanlar olur bir anda. Hayatın onlarla güzel hale gelir. Üzgünken telefona gider elin uzağında olsa bile, bir tek o anlar benim halimden, bir tek o iyi eder beni, öle bir şey söyler ki; tek kelimesi ile neşem yerine gelir, unuturum dünyayı dersiniz.. Ki öyle de olur da.. Yıllar eskitemez aşklarınızı, arkadaşlıklarınızı. Daha da tatlı bir hal alır, şaraplar gibi yıllandıkça güzelleşir. Her yudumda, senelere rağmen yeni mutluluklar yaşarsınız. Artık sen ben yoktur. Tekil şahısları çıkartırsınız aranızdan. Her konuda biz diye düşünürsünüz. '' Biz böyleyiz, biz şöyleyiz, bizim fikrimiz bu vs vs.. '' Çoğalır sevginiz her ''biz'' dediğinizde.. Aşkım, dostum kavramlarına yenileri eklenir her gün. Abla, abi, baba, ana, can, yoldaş, kardeş...Zaman geçer, bir bakmışsınız ''herşey'' olmuşsunuz... Çok güzel değil mi?

              Benim en korktuğum an, tamda bu zamanlardır... Bu kadar paylaşımlar, içinize işlemeleri güzel, hoş da.. Ya vazgeçmek.... Hayat öyle bir an getiriyor ki, hayatınız da kalsa sorun, çıkarsanız içinizde bunca zamanın birikmişliklerinin verdiği buruk bir acı. Tam ortada, bombok bir kararla kalırsınız. Yapılanı hazmedemezsiniz ama aynı zamanda konduramazsınız da.. ''yok canım o bunu bana yapmaz, yaptıysa da kötü değildir amacı, ben mi yanlış anladım acaba..?? '' kalbinizden bunlar gibi bahaneler, haklı çıkartıp, içinizde aklamaya çalışmalar.. Ki beyniniz gerçeği acımasızca önünüze sunmaktan vazgeçmez bu dakikalarda asla !! Önünüzde iki seçenek vardır. Ya sindirmek, yani kalbinizi dinlemek.. Bunca yaşanmışlıkları çöpe atmamak, herkes bir şansı hak eder düşüncesini savunmak. Ya da silmek, beyninizi dinlemek.Onsuz yolunuza devam etmek... Ben hiç bir zaman ikinci seçeneği tam anlamı ile yerine getiremedim. Evet, hayatımdan çok insan sildim. Ama hep bir gözümü arkada bıraktım. Günlerce, bazen aylarca sorgulandım, sorguladım.... O huzursuz duygu kemirdi içimi an ve an.. Bazısında kalbim haklıymış dedim, pişman oldum. Bazılarında da iyi ki yapmışım, zaten değmezmiş dedim.

        Hayat gene bana acımasız tatlı oyunlarını oynuyor.. Yeni çelişkiler, yeni hesaplaşmalar.. Son kararımı zaman gösterecek belki... Eski defterler açılacak, artılar, eksiler, anılar masaya yatırılacak.. Biri galip gelicek sonunda.... İşte bu yüzden ben başlangıçları da, yitirmeleri de sevmiyorum..!!

       Ya başlangıcı olanlar hep benim olsunlar, ya da hiç başlamasınlar.............


           

9 Temmuz 2011 Cumartesi

Hoşçakal...........!!!

   Son denilen yerdeyim yeniden. Her son bir başlangıçtır derler ya, yalan.... İnsanlar sadece sonuna alışıp, hayatlarına devam ediyorlar umursamazca... Son denilen yerdeyim tam da şu anda.. Umursamadan devam edebilirim ancak hayatıma...

    Nedenini bilmediğim bir günah işledim ben, geçmişimde kırdıklarım bir bir karşıma hayaletlerini yolladılar intikam alabilmek için.. Tam da mutluluğu, huzuru buldum, uzun zamandır kaybettiğim beni yeniden bulmanın umuduyla sıkı sıkı sarıldım ya boğazımda bıraktılar, düğüm ettiler. İlk defa hayatımda bir şey güzel olsun diye üzerine titredim.Yalan yok, ihanet yok, hata denilebilecek ne varsa hiç biri yok dedim.. İlk defa ya ilk defa bir şeyi çok masumca istedim. İstedim ya yok. İlla olmayacak, illa en hassas noktamdan vuracak hayat bana. Acısını çıkartacak yaptıklarımın...

  Suçlu aramak anlamsız aslında. Suçlu tamda bu satırları yazan işin doğrusu... Kabul ediyorum, ben bir Aptal'ım.. Ama insan düşünmeden de edemiyor? Bu kadar içten gelen bir şeye bu kadar saçma bir neden nasıl son verebilir? Ufacık bir yoldan çıkma, beyninin o an algılarının farklı çalışması insanlara ne bedel ödetiyormuş anladım.. Siz siz olun asla bir kez daha düşünmeden karar vermekte acele etmeyin...

Mutluluğumsun dedim çaldılar. Huzurumsun dedim bozdular. Tam da sana dünyam diyecekken  kıtalarımı ayırdılar. Yokluğumun içinde yeniden umut dedim senin adına, umudumu yok ettiler. Çok istedim ya seni, güzel olsun, rüya gibi olsun dedim ya içine içine sıçtılar..

  Dönülmez bir yol artık, biliyorum.. kabul etmem zor ama elbet kabulleneceğim... Senden bu kadar vazgeçmenin zor olmasının nedeni, beni iyi yapandın ve şimdi diplerime, ait olduğum yere dönme vakti....

 Her şey için teşekkür ederim... Bana en güzel 20 günü yaşattın ve hala bir umudumun olabileceğini, sevilip, değer verilebilecek bir şeyler kaldığını gösterdin...
..... Hoşçakal........